Tadımlık: Cemal Süreya İçin Bir Kırlangıç

‘Taze’dir Cemal Süreya’nın şiiri: Hem kendisine hem başkalarına ‘şairane’lik yaptıracak kadar, bu duyguyu ‘mahcubiyet’le bile olsa uyandıracak kadar ‘taze’dir Cemal Süreya’nın şiiri. Zaten kendisi de, İkinci Yeni şairlerinden söz ederken, ‘Biz hepimiz yeni kalmak istedik’ der. Buradaki ‘yenilikçilik’se ona göre ‘taze kalmak’ anlamındadır. Peki ben burada ‘taze’liği neyin karşılığı olarak değil, neyin karşıtı olarak kullanıyorum? ‘Anı’ların karşıtı olarak. ‘Anı’ yoktur sanki onun şiirinde, zaman zaman Ankara’ya, parklarına, sokaklarına dair bir kaç şiir, beş on dize yazsa da, onlar da uzun aralıkların, dönüşsüz ayrılıkların şiirleri değil, belki de Yahya Kemal’in tersine, İstanbul’un en çok Ankara’ya dönüşünü seven bir şairin kendini ve kentini şımartmasıdır, diyelim.
Onun şiirinde her zaman ‘şimdi’dir, ‘büyük bir şimdi’, geçici olmayı da bilen ama belki de bunu bildiği için hep ‘kalıcı’ olan bir ‘şimdi’, süren ve ‘sürekli’ olan bir ‘şimdi’. Cumhuriyet mi, daha şimdi kurulmuştur. Mustafa Kemal mi, daha şimdi Çankaya’da sofrayı kurmuştur. Eskişehir mi, ‘Üvercinka’ diyesi, daha yenileyin Bulgaristan’dan, Yugoslavya’dan göçmüş lirik memeli bir sevgilinin semtidir. Afyon garındaki küçük kız, hâlâ Afyon garındaki küçük kızdır. Varto depremi Van depreminin akrabasıdır, yabancı değildir, geçmiş değildir. “24 Mayıs Cumartesi/ Burda bu çay bahçesinde/Duvarlar kuşlarla dolu” dur ve sanırım hep ‘şimdi’yi vurgulamak için şiirlerinde bolca tarihlere yer vermiştir; yıllar, haftalar, günler ve saatler olarak. Evet, Nuh gemisine şair almamıştır, ama Cemal Süreya Piri Reis’ten Gazali’ye, şair arkadaşlarından maliye memurlarına, senaryocu bayandan Bayan Nihayet’e hepsini almıştır, hepsinin de “8.10 Vapuru”nda yeri vardır. Zaten iki vasıta taşır onun şiirini, çokgençken tren, ortagençken vapur, hiç songenç olmadı çünkü. Ve düzyazı ancak uçağa binebilir onun şiirinde: “Ağır ol Bay Düzyazı/Sen ancak uçağa binebilirsin!”
Belki Ece Ayhan’ın dile getirdiği, Cemal Süreya’nın şiirinde ‘trajik noksanlığı’ ya da ‘trajedi olmadığı’ görüşünün bir kaynağı sayılabilir şiirindeki bu ‘tazelik’ ve ‘şimdi’ algısı/olgusu. Geçmişin, anıların uzun uzun konu edilmeyişi, zaman zaman yalnızca değinilip geçilmesi de bu sanıya yol açmış olabilir. Elbette bütün bunlar trajedi yokluğunu açıklamaz ama, sanırım Cemal Süreya’nın şiirinin bize sürekli gülümsemesi, tebessüm etmesi, iyimserliği ve elbette Birinci Yeni’yle, yani Garip’le ihmal edilmemesi gereken ironi ve iyimserlik yakınlığından ötürü, hep ‘taze’ bir şiir olarak gelir. Bu ‘taze’likte, trajedi gibi eski, ‘bayat’, modası geçmiş, hatta ‘geri’ durumlara ise hiç gerek yok mudur acaba?
Bir kenara not etmişim: ‘Hayatı şiire bu kadar dahil olup da, bunu şiire sokmaktan bu kadar çekinen şair pek azdır!’ Cemal Süreya için söylemişim bunu, sanırım Ece Ayhan’ın söylediklerinde ben de biraz haklılık payı bularak. Fakat acaba trajedi sadece şiirlerde okuyamadığımız, göremediğimiz şeyler için mi geçerlidir? Belki de asıl trajedi bunların şiire hiç girememiş olmasıdır. Cemal Süreya’nın bu yaşananları şiire sokmaması/sokamaması onun şiirinin ve kendisinin asıl trajiği olmasın? Belki onun şiirini ve kendisini sürekli ‘şimdi’ye, hatta ‘şimdi’den de ileriye, ‘sonrası’na atması da bundandır, şiirinin bu kadar ‘taze’ kokması, durması, açması, yaşaması ve ilk günkü gibi saflığını koruması bile bundan olabilir…mi?

Pin It on Pinterest