Film Şeridi Gibi

Şoför Nebahat, Turist Ömer, İnek Şaban… Bu karakterlerin yer aldığı filmleri tam olarak hatırlayamasak da, hatta hiç izlememiş bile olsak, isimlerini duyduğumuz anda kafamızda bir görüntü oluşuyor ister istemez. Artık birer film karakteri olmalarının çok ötesinde, toplumsal hafızada belli bir yer edindikleri için buna mani olmak pek mümkün değil zaten. Örneğin, çoğunluktan daha “iyi” araba kullanan bir kadını överken onu Şoför Nebahat’e benzetmek (her ne kadar sevindirici bir gelişme olarak kadın-erkek şoförlüğü farkı giderek azalıyor olsa da – umarım), çok gezen birisini Turist Ömer’le kıyaslamak ya da yapılan bir şapşallığı İnek Şaban’lıkla özdeşleştirmek hemen herkesin kaçınılmaz olarak başvurduğu bir “yöntem”. Hiçbir ayrıntıya inmeden, uzun uzadıya cümleler kurmadan, tek bir karakterin adını anarak birçok şey anlatmak mümkün çünkü. Benzer bir durumun Züğürt Ağa, Tarkan, Malkoçoğlu, Tatar Ramazan gibi karakterler açısından da geçerli olduğunu söyleyebiliriz rahatlıkla. Peki Türk sinemasının biraz daha ara yollarına girdiğimizde, başka hangi karakterlerle karşılaşıyoruz? Bu karakterler nasıl bir “rol model”i temsil ediyorlar ya da illa bir temsiliyet barındırmak zorundalar mı? Bu ve benzeri sorulara cevap bulunabilecek bir kitap yayımlandı yakın bir zaman önce. Burak Acar’ın hazırladığı “Türk Sinemasında 100 Unutulmaz Karakter”.

Toplam 45 farklı yazarın metinlerinden oluşan bu kolektif çalışmaya dahil edilen 100 karakter için şu kriterler gözetilmiş: “Karakterin toplumsal hafızada iz bırakmış olması, hem çekildiği dönemde hem de sonraki yıllarda sinema izleyicisini derinden etkilemesi, hem toplumsal tarihimiz hem de sinema geleneğimiz açısından kimi temsiliyetleri karşılaması, sinemamızdaki orijinalliği, tekilliği, nadirliği…” Oyuncu, yönetmen ya da film odaklı bir bakış açısıyla yaklaşılmadığının altı da özellikle çizilmiş “sunuş” yazısında; diğer bir deyişle, birer “film okuması” değil karşılaştığımız metinler, birer karakter yazısı. O klasik ifadeyle söylersek; kronolojik sırayla bir film şeridi gibi akan bir portreler galerisinde dolanır gibiyiz “Türk Sinemasında 100 Unutulmaz Karakter”in sayfalarında ilerlerken.

Böylesi çalışmaları “geleneksel yöntemle” baştan sona okumak tercih edilebilir elbette ama ben daha çok “karıştırma” yönteminin geçerli olduğunu düşünüyorum. Özellikle konuyla da az çok ilgiliyseniz, ilk başta ister istemez tanıdık yüzler arıyor gözlerimiz. Evet, kitabı elime alır almaz Şoför Nebahat’in, Turist Ömer’in ve Tarkan’ın olup olmadığına baktım ve ilk olarak onlar hakkında neler yazıldığını okudum. Tarkan filmlerinin üçüncüsü “Viking Kanı”ndaki ahtapot benzeri canavarın unutulmamış olmasına ayrıca sevindim, şöyle yazmış Fatih Danacı: “Kartal Tibet, ‘Viking Kanı’ ile birlikte dublör kullanmaya da başlar, dövüş sahneleri estetize edilmeye çalışılır. Vahşet dozunun daha da arttığı bu filmle birlikte Yeşilçam, orijinal, kendine has bir deniz canavarı da yaratmış olur.”

Söz konusu karakterlerin olduğu bölümlere ulaşmaya çalışırken Kont Drakula’nın, Fosforlu Cevriye’nin, Çiçek Abbas’ın, Ali Nazik’in, Mahsun Süpertitiz’in ele alındığı sayfalarda da durakladım. Tekrar “İçindekiler” sayfasına dönerek “Sarı Mercedes”in Bayram’ına, “Anayurt Oteli”nin Zebercet’ine, “Bekçi”nin Murtaza’sına rastlamak bazı filmleri yeniden izlemek, bazı kitapları yeniden okumak gerektiğini hatırlattı. Zebercet’in bıyığı var mıydı, yok muydu?

İlk olarak tanıdık yüzler arayan gözler, bir süre sonra var olmayan tanıdıkları hatırlatmaya da başlıyor. Böylesi çalışmaları hazırlayanlar için işin en “sevimsiz” yanı da budur sanırım. Kitabı karıştıranların “neden şu yok, nasıl olmaz” gibi sitemlerinin kaçınılmaz olarak geleceğini tahmin eden ilgililer, çalışmanın kapsamına ilişkin çok sayıda açıklama yapmak durumunda kalırlar genellikle. İddialı laflar etmek yerine, mütevazı bir katkı sunmaya çalıştıklarını ifade ederler. Kimi zaman belli bir haklılık payı da vardır aslında bu sitemlerin, ama sanırım ardındaki amacın belirsizliği oluyor can sıkıcı yanı. Gerçekten de çalışmanın olası sonraki basımları için arkadaşça bir uyarı mıdır bu eksikliklerin dile getirilmesi? “Türk Sinemasında 100 Unutulmaz Karakter”e bu gözle bakmadım açıkçası; yayına hazırlayanların ve metinleri kaleme alan 45 yazarın öznel seçimlerinden derlenmiş bir toplam bu sonuç olarak.

Var olanlar olmayanlar bir­ yana, çalışmanın merke­zine yer­leştirdiği konuyla ne kadar ilgili olursanız olun, ke­şifler de her zaman için mümkündür üstelik. Metniyle Fatma Cihan Akkartal’ın dikkat çektiği “Bir Tuğra Kaftancıoğlu Filmi” (2007) bir keşif oldu örneğin benim için. Şöyle yazmış Cihan Akkartal: “Film, sinema tarihimizde hem sektöre dair kuvvetli şüpheleri dile getiriş biçimiyle hem de istismar sinemasının ve Tuğra Kaftancıoğlu’nun şahsında film psikopatlarının –örneğin nedense hep karşılaştırıldığı “Mustafa Hakkında Herşey”in (2004) Mustafa’sından– daha ilginç bir örneğini teşkil edişiyle kendini az sayıdaki benzerinden ayırt eder.” Filmin David Lynch ve Michael Haneke filmleriyle karşılaştırılması da özellikle dikkate değer.

Çalışmanın “sunuş”unu kaleme alan Burak Acar ve Esra Ertan, “Türk sinemasının karakterlerini okumak aynı zamanda bir toplum çözümlemesi yapmak anlamına da geliyor,” demişler ve kitabın, “Türk sineması kütüphanesine mütevazı bir katkı sağlamasını” dilemişler. Büyük boy, özel bir renk ve sayfa tasarımıyla hazırlanmış, filmlerden fotoğrafların eşlik ettiği özenli bir çalışma olarak “Türk Sinemasında 100 Unutulmaz Karakter” ilgiyi kesinlikle hak ediyor.

“Türk Sinemasında 100 Unutulmaz Karakter”, Haz: Burak Acar, 528 s., Edebi Şeyler, 2016

 

Ceyhan Usanmaz, Remzi Kitap Gazetesi, Aralık 2016. (bkz.)

Pin It on Pinterest