Ali Özgür Özkarcı: Şiirde Son Kuşak Melez

     2000 sonrası için konuşmaya başlandı epeydir. Üzerine kitaplar da yazıldı (Erhan Altan, Sıfırlı Yıllarda Şiir, 2014, 160.kilometre; Utku Özmakas, Şiirimizde Milenyum Kuşağı, 2008, Pan). Ama bu kuşak üzerinde henüz uzlaşılmış değil. Zaten uzlaşılmış bir kuşak var mıdır bir zamanlar olsa da, artık uzlaşmak zordur. Neden artık zor. Çünkü parçalı modern yaşamın getirisi, kamusallığın da birden fazla öbeğe ayrılmasına yol açıyor. Kapitalizmin üretimdeki rekabetçi ve çeşitlilik yasası işliyor çünkü.

Garip, İkinci Yeni, Toplumculuk üstünde uzlaşılan şeylerdir. Ama maalesef öyle bir bütünlük çağında değiliz, bu yüzden de ihtilaf  bakidir. Bu nedenle, 80 sonrasında gelişen, ortaya çıkan şiir ile ilgili kesin tanımlamalar yapmak pek mümkün değil. Herkes kendi beğenisi etrafında konuya dahil oluyor, bu da normal elbette.

“Milenyum” erken ama eksik bir tanımlamaydı. Erhan Altan ise yazdığı kitap değerli olmakla birlikte, kuşağı kuşatmayı salt “deneysellik” tanımıyla örtüştürdü. Oysa deneysellik bir sıfattır. Modern şiir içinde gelenekçi bir yığın şiirin, poetikanın; üslupsal aşkınlaşma için deneyselliği uğrak noktası yaptığı pekâlâ gözlemlenebilir.

İkinci Yeni’nin artçı şokları günümüzde de devam ediyor. Ama melez bir lirizm ile… Toplumcu- lirik, ironik lirizm ya da modern lirik şiir olarak. Eğer son 15 yılın bakiyesi içinde bir yenilikten bahsedilecekse, anti lirizm tespiti daha doğru bir tanımlama olur. Bu kuşağı belirleyen en esaslı kırılma noktası, anti lirik şiir ile lirik şiir arasındaki ayrımdır. Anti lirik şiir; gözlemin, bilginin somut halinin, güncelliğin anlatımsal tekniklerin başkalaşmasını içeren, rastlantısal ve yerleşik imge kuruluşuna ters bir noktada duran bir şiir olarak karşımızda duruyor. Bu nedenle bu şiire, deneysel gerçekçi veya deneysel somutçu şiir demek mümkün. İşte çetrefilli yer burası. Erhan Altan’a itiraz ettiğim yer de burası. Çünkü bu kuşak içinde, “deneysellik” başlığı altında, kendinden önceki şiirin sesi, imgesi ve atmosferi ile oynayan bir şiir ile de karşılaşıyoruz. Bu şiiri deneysel gelenekçi veya deneysel imgeci şiir olarak tanımlamak mümkün. Eğer bir paradigma değişikliğinden bahsedeceksek, bu şiirin “2000 sonrası” diye tanımlanan şiir içinde, “gerçekçilik” temelinde ayrıştırıcı bir rolü olabilir. Bunun dışında, modern Türkçe şiirin büyük geleneği içinde, son 60 yıldır hâkim olan imgesel tekniklerin başkalaşmasına eklemlenen türdeş ve ayrıksı birçok şiir sayılabilir, sayılmalıdır da. Soruşturmanızın kapsamı dışında olduğu için, aslen 2000 sonrasında çıkan anti lirik şiirin altını dolduran şairleri sayamıyorum. Ama bu şiirin artçı etkilerinin 2010 sonrasında sürdüğünü görüyoruz. 2010 sonrası için de en önemli sürdürücü etken, 80 sonrasında görmezden gelinen, güncelliğin şiirin merkezine yerleşmesi olgusudur. Ama bu “son” kuşak, biraz da melezleşme ile ortaya koyuyor kendini.  Modern şiirde olağan bir durumdur bu. Önce aşırı bir aşkınlaşma gerçekleşir, sonra ise melezleşen, sentezleştirici şiiri içeren ardıl kuşak gelir. Soruşturmanızın karşılığı da burası zaten.

Bu iki çatallaşma içinde yani anti lirizm ve modern lirik şiir ayrımında, 2010 sonrasında her iki kanalda da “iyi şeyler” olduğunu söylemek lazım. İsim saymak ne denli önemlidir bilinmez ama esas alınacak parametrenin birden fazla şiir kitabı yayımlamış genç şair olmasının daha doğru olacağı kanaatindeyim.

2010 sonrasında yazılan şiirin, tavırsal bakımdan bir olguya eklemlendiğini görmek lazım. Bunlardan birincisi, eğlenceli ironik bir lirizmdir. Bu nedenle de belki de en çok baktıkları şairlerden biri Metin Eloğlu oldu. Diğer tarafta ise, mizahın (humorun) şiirde ikinci yeni ile harmanlanan “yeni” bir yeraltı damarı belirgin. Mesela bu şiire, Kaan Koç’u sayabiliriz. Ama eğer “saçma”laşan güncel ve fantastik bir kesit arayacaksak şiirde, Mehmet Davut Özdal’ı ve İlker Şaguj’u unutmamalıyız. Ama “olay” odaklı bir şiirden bahsedeceksek, son dönemin gerçekçi şiirini yazan birini arayacaksak, güncelliği dönüştüren genç bir damardan söz edeceksek, Rıdvan Gecü rahatlıkla söylenebilir. Son olarak, ne gerçekçi güncellik ne de eğlenceli lirik şiirlere eklemlenen bağımsız ama arada bir yerin şiirini yazan bir şaire rastlamak istiyorsak, Nazmi Cihan Beken unutulmamalı. Ama madem 86 ve sonrası doğumlular için yapılıyor bu soruşturma. Şair olmasa da, eleştirmenliği, dergiciliği ve çevirmenliğiyle Utku Özmakas hiç unutulmamalı.

Elbette son aşamada, bu şairlerin ve pek tabii saymadıklarımın da modern Türkçe şiirin içine nasıl bir enerji ile yayılacaklarını kestirmenin zorluğunu belirtmeden geçmeyeyim.

 

Enver Topaloğlu, Gazete Duvar. (bkz.)

Pin It on Pinterest