Duvar 35’ten Tadımlık: Modern Türkçe Şiirde “Tanımlamama Hastalığı” ve “Ezbercilik”


Murat Belge’nin Şaireneden Şiirsele (Türkiye’de Modern Şiir) adlı kitabının yayımlanması, deyim yerindeyse, herkesin kılıcını kuşanmasına yetti de arttı bile. Kitap hakkında yazılanların çoğu oldukça “kişiseldi” denilebilir. Yazanlar arasında sadece Orhan Koçak, bir perspektif doğrultusunda cevap verdi desek yeridir.
Koçak’ın yazısının büyük bir bölümü İlhan Berk ve Turgut Uyar’a ayrılmıştı. Yazar, bir nevî konuyu kendi yetkin alanına çekerek “incitmeden” Murat Belge’yi uyarmış oldu. Enis Batur ile Özdemir İnce’nin eleştirileri ise, maalesef yerini bulmadı. Adres sorgulaması gibiydi. Zaten bir hafta sonra, Murat Belge’nin “Risk Altındaki Akademisyenler” bursu ile Oxford’a davet edilmesi haber olunca, durum iyiden iyiye bir “yetmez ama evet” rövanşizmine dönüştü. Böyle olunca tüm konular bir daha açılmamak üzere kapandı. Özellikle Kırmızı Kedi Yayınevi’nin yazarı olan Merdan Yanardağ kitabının lansmanında kullanılan bannerda (döngüsel internet afişi) Murat Belge’nin rakı masası fotoğrafının malzeme olarak seçilmesi, bu “şiddet”in neyi meşrulaştırdığını; eleştirinin, politik argümanın seviyesini bir kez daha düşündürtmedi değil. Kırmızı Kedi’den, yakın zamanda sivil savunmaya katkı yapacağı yeni yayınlar bekliyoruz. Hatta sabık generallerden mütevellit bir jüriyle “Edebiyat Ödülleri” de düzenleyebilirler. Neden olmasın, memleketin asıl sahibi gibi davranmak tam da eleştirdikleri mahrecin (iktidarın) dili ile özdeşleşiyor nasılsa.

Tartışma’nın Odağı

Şiir, son yıllarda bu denli gündeme gelmemişti. Sadece bunun için bile teşekkür edilebilir Murat Belge’ye… Tartışmaların ortak noktası, Belge’nin kimi şairler hakkında söz alırken, değerlendirmelerini fazlasıyla anıya ve hatta dedikodu olarak addedilebilecek noktalara vardırmasıydı. Gerçi bu dedikodu kisvesindeki bölümler, handiyse herkesin bildiği ayrıntılardı. Ama Murat Belge böyle bir yola başvurmasını, kitabın önsözünde bir tarz meselesi olarak açıklamıştı zaten. Bir tercihtir, ama herkesin bildiği veya tahmin ettiği şeylerin, bir modern Türkçe şiiri inceleme iddiası ile birlikte sunulması pek anlaşılmadı doğrusu. İngiliz tarzı bir anı-biyografi odaklı eleştirel deneme denilebilir kitap için (zaten yazar kendisiyle yapılan söyleşilerde bunu imâ ediyor). Böyle olunca şiir hakkındaki kimi yargıların havada kalması normal. İlhan Berk bölümü var, ama kitapta İlhan Berk yok. Ece Ayhan ile ilgili söylenenler oldukça sığ. Turgut Uyar ise, sadece biraz koklanmış deyim yerindeyse. Kitabın en doyurucu yerleri; Nâzım Hikmet, Yahya Kemal ve Ahmet Haşim kısımları. Nispeten de Garip’tir denilebilir. Ama kitap, modern Türkçe şiirin 70’lerine değil de 40’larını kapsıyor olsaydı, daha tutarlı görünebilirdi. Ama esas mesele de burası zaten; kitap hem 50’lerde bitmiyor, hem de yazar İkinci Yeni’yi merkeze almasına rağmen, modern Türkçe şiirin ana akslarını değiştiren İkinci Yeni şiiri üzerine dişe dokunur tespitlerde bulunmuyor.

Kitabın anlaşılmayan diğer bir argümanı ise, Türkçe edebiyattaki toplumsallaşma eğilimini dışsallaştırılması. Belki de bu yüzden yazarın kendisinin de içinde olduğu Halkın Dostları’na dair veya 68 Türkiye’sinin yeni verimleri üzerine bir değerlendirme yok kitapta.

İlk Çelişki: İlk Modernlik Bahisleri ve Adlandırma Sıkıntısı

Şimdi, gerek kitabın hacminden gerekse incelenen/ anılaştırılan şairlerin bolluğundan ötürü madde madde gitmek pek mümkün değil. Ama bu kitap üzerine iki meselenin tartışılması zaruri sanki. Birincisi, toplumsallaşma eğiliminin bir biçimde “deklamasyonla” bir tutulması. Akabinde modern Türkçe şiirin tarihselliği içinde Nâzım Hikmet’in işlevsizleştirilmesi ve toplumcu geleneğin örtükleştirilmesi. İkincisi ise, gerçekten de modern Türkçe şiirin hareket noktalarının ve ana kodlarının ne olduğuna dair bir şey söylenmemiş olması. Yazarın en çok eleştirildiği hafızasına ve şahsi yargılarına haddinden fazla bel bağlamasının “kaynağı” bu eksiklik olsa gerek. Aslında Murat Belge son yıllarda çoğunlukla yapılan kimi ezberleri bu kitabında bozabilmiş değil.

Bunlardan birincisi, Garip şiirinin etkileme ve etkilenme çeperiyle ilgili. Dikkat ederseniz, Garip diyorum; Orhan Veli’nin hususi hamlesini, Melih Cevdet’in ve Oktay Rifat’ın Garip sonrası dönemlerini kast etmiyorum. Genel eğilimdir, Garip hamlesi nedense Nâzım Hikmet şiirinden başka bir kulvarda değerlendirilir. Zaten sorun da burada. Eğer Nâzım Hikmet, henüz 20’lerin başında o dönemin gündelik Türkçesi ile yeni bir hamle yapmamış olsaydı, ne böyle bir “gündelik” Türkçe ile Garip şiiri buluşabilirdi, ne de Garip şiirinin kaynağı olan, Nâzım’ın ilk dönemindeki “gerçekçi” nosyonuna yakın taşlamacı, deyime yaslanan, doğrudan bir şiir kurgulanabilirdi. Diğer bir taraftan, Murat Belge’nin Ahmet Haşim ve Yahya Kemal üzerinden başlattığı bir bakıma gerotokratik bağlam, aslen modern Türkçe şiirin başlangıç noktasını tarif edemiyor. (…)

Pin It on Pinterest